FAKÜLTEMİZ DEKANI SAYIN PROF. DR. MUSTAFA ALICI’NIN iSRAİL’İN GAZZE KATLİAMI İLE İLGİLİ OLARAK ULUSAL BASINA GÖNDERDİĞİ BASIN DEMECİ

Fakültemiz Dekanı ve Dinler Tarihi Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Alıcı
BATI’NIN KÜRESEL KUDÜS POLİTİKALARINI MESİHÇİ VE SİYONİST TEOLOJİLER BELİRLİYOR
Dekanımız ALICI’ya göre tüm Müslümanların geleceğini belirlemeyi amaçlayan sinsi iki korkunç tehlike bulunmaktadır:              1. Siyonistler gözünde KUDÜS sadece israilin değil kuracakları dünya devletinin başkentidir.
2. Evanjelistlere göre KUDÜS Hıristiyanların ahiretidir cennetidir.
Siyonist yahudinin en büyük destekçisi Evanjelist Hıristiyan Batılı Güçler …..
Sayın Dekanımız Prof. Dr. Mustafa Alıcı’ya göre Siyonist Yahudiler, dışlayıcı tekelci ve insanları birbirine kırdırıcı bir anlayışa sahip “seçilmiş halk” öğretisiyle destekledikleri, teo-politik söylemlerle ve sosyo-kültürel açıdan oluşturmak istedikleri akademik gündemlerle Kudüs’ü başka kültürlerinden arındırılmış salt bir Yahudi yerleşim merkezine dönüştürmek istemektedir.
Alıcı’ya göre “Siyonizm, Müslümanları Filistin genelinde Kudüs özelinde tüm sözde Arz-ı Mevdud topraklarından kovmayı tüm mükaddesatı yerle bir etmeyi ve yeniden II. Tapınağı şanlı bir şekilde inşa etmeyi amaçlayan bir ideolojidir.
Bu ideoloji’ye göre Kudüs ve çevresi, sadece Yahudiliğe ve Yahudilere aittir. Tüm milletler bir dünya başkentine dönüştürülecek olan Kudüs’e akın akın gelip biat edecekler ve en özel anlamda Yahudileri, kendilerini vaat-ifa diyalektiğine sahip olan ve hiçbir millete daha önce verilmeyen ilahi ve fiziksel güçlerle donatılmış efendi bir halkın yaşadığı yer haline gelecektir. Daha kısa bir ifadeyle siyonizme göre Kudüs, Yahudi asıllı bir Mesih/kurtarıcı tarafından kurulacak olan dünya başkentidir ve tüm şehirler Babil hükmünde olup ortadan kaldırılacaktır.
Sonuçta Siyonizm için tüm kutsal metin külliyatının temel gayesi eskatolojik ve aşırı politik anlamlar içererek Yahudiliğe hizmet etmesidir. Mesela bütün insanların İsrail’e köle olması, On Emrin verildiği Sina Dağı’nı temsil eden İsrailli peygamberler geleneği yerine II. Tapınak döneminde gittikçe güçlenen ruhbanları ima eden Zion Dağı’nın en yüce dağ oluşu, Kudüs’ün sadece İsrail’in değil tüm dünya için anahtar roller üstlenmesi, insanlığın karanlık içinde İsrail’in ise tüm insanlığın ışığı olması gibi anahtar ifadeler dikkat çekmektedir. Ancak buradaki temel nokta Siyonistlerin teolojiye bulandırılmış siyasi anlayışında İsa Mesih dışında başka bir mesihin gelip Kudüs’ü ve tapınağı kurması ve kral olarak devleti idare etmesidir.
NEOCONCU HIRİSTİYAN SİYONİSTLERİN KÜRESEL SİYASETİNİN ODAĞINDA KUDÜS BULUNUYOR
Prof. Dr. ALICI’yöre Amerikan Başkanı Donald Trump’ın da mensubu bulunduğu aşırı eskatolojik ve mesihçi bir Protestan mezhebi olan Evanjelikler de Kudüs konusunda tekelci bir anlayışa sahiptir.
Alıcı’ya göre evanjelikler protestan ana akımı içinde bulunan ve en fazla misyoner karakterde İsa Mesih’in rab oluşuna, O’na kulluğa özel önem veren, O’nun getirdiği ve müjde adı verilen mesajına özel vurgular yapan, İncil’i merkeze alan bir mezhep olarak dikkat edilmesi gereken bir mezheptir. Evanjelizm, bir taraftan hiyerarşik ve skolastik bir bakış açısına sahip olarak papalığın dini otoritesini redderken diğer taraftan diğer mezheplerden daha baskın olarak İsa Mesih’in yeryüzüne inmesine ve Rab ve yargılayıcı sıfatıyla tüm insanları yargıylayıcı yegane otorite kabul etmesine özel önem veren nevi şahsına münsahır bir Hıristiyanlık anlayışıdır.
Evanjeliklere göre tarihin zirve noktası, bu ikinci geliş olup İsa Mesih, Göksel Yeni Kudüs’ü inşa ederek Tanrı’nın görkemini izhar edecek, nihai yargılamayı yapacak, iyiler ve kötülerin safını belirleyip cennet ve cehennemin sınırlarını çizecektir.
Sonuçta Evanjelistlere göre kurulacak olan Göksel Kudüs, Hıristiyan kutsal metni olan Yuhanna’nın Vahyinde de anlatıldığı üzere (Vahiy, 18.) Yeni Kudüs adıyla anılan bir şehirdir. Bir Cennet olarak inşa edileceğinden yeryüzündeki herhangi bir şehre eşdeğerde olmayan bir şehirden de öte bütün metafizik ihtişamıyla ve azametiyle Tanrı’nın katından inen göksel bir devlettir, dünyadır, evrendir, bir paradigma, hatta bir dünya görüşü, rafine edilmiş bir salt iyilik kültürü, aklın kavrayamayacağı kadar estetik mimarilerle dolu bir yerdir. Bu yerde Müslümana yaşam hakkı yoktur. Göksel Kudüs’ün hükümranlığı dışında kalan bütün şehirler, Babil gibi Şeytan’ın dünya görüşüyle özdeşleşen bütün şehirler ve medeniyetler tamamen yok olacaktır. Neticede Evanjelikler göksel Kudüs ile özdeşleşen cennetinde Tanrı’ya vefalı insanlar olarak kusursuzluğa, mükemmel bir uyuma ve barış ortamına ulaşacak ama bütün diğer insanlar cehennemlik olacaklardır (Vahiy 18,19, 20 ve 21. Bablar ayrıca İşaya 33:24; 35:1- 2.).
Alıcı, Evanjeliklerin şu an için İsrail’e tam destek vermelerinin ardında bu eskatolojik teolojilerle örgülü politik inançlar yumağının bulunduğunu açıklar. Ona göre dışlayıcı ve tek otorite kabul eden bir anlayışla “Evanjeliklerin Kudüs’ü”, tek bir cümleyle maddi olmayan bir yapılanma olarak gelecekteki “Hıristiyan cennetini” ve “göksel melekûtu” yansıtan bir yerdir. Bunun için İsrail’in kaybolmuş kuzularının bir araya gelmesi yani üçüncü bir restorasyon veya iyileştirme öne çıkmalıdır ki İsa Mesih’in gelişi hızlansın.
Teo-politik yönü güçlü Evanjelikler, Kudüs ve altın çağ bağlamında siyonizmin temel argümanlarını İsa Mesih’in ikinci gelişine monte etmeleri sebebiyle “Siyonist Hristiyanlar”, radikal, dışlayıcı ve Mesih merkezli öğretileri sebebiyle “Fundamentalist Hıristiyanlar” veya “Amerikan Talibanı”, teo-politik yaklaşımları sebebiyle de “Aşırı Sağ” olarak isimlendirilmektedir.
MÜSLÜMANLAR DAHA REEL POLİTİK:
Alıcı’ya göre Müslümanların Kudüs’e bakışındaki nebevi irfan ağır basmaktadır. Zira Müslümanlara göre Hz. Davud’un fethedip “Selam Şehrine” dönüştürdüğü Kudüs, insanlığın tüm irfani birikimlerini kucaklayan, medeniyet inşa edici özelliğini koruyan, her türlü tahrife, tahribata karşı Allah’ın dinini yayanların tavrıyla yani ihya edici bir tavırla idare edilmelidir. Aslında Alıcı’ya göre bu anlayış, Mekke’yi fetheden Hz. Peygamberin (s.a.v.) bizzat, Arabistan’dan kalkıp şehri fetheden Hz. Ömer’in, zalim Haçlıların elinden şehri kurtaran Selahaddin-i Eyyubi’nin ve son olarak Yavuz Sultan Selim’in tavrıdır. Biz günümüz Müslümanlarının da tavrı böyle olmalıdır.
Zira Kur’an-ı Kerim, İsra suresi birinci ayetiyle Kudüs’e ve onu kutsal ve mübarek yapan Mescid-i Aksa’ya işaret etmektedir:
“Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.” (İsra suresi, 1. ayet.)
ALICI’ya göre Müslümanlar, barışı insanlar arasında yayan insanlar olarak Kudüs’e girerken Hz. Süleyman’ın kral olarak niyazda bulunduğu, Hz. Peygamberin İsra’yı ve Miracı gerçekleştirdiği bir barış yurdu olarak görmüşlerdi. Nitekim Hz Ömer’in Hıristiyanlarca en kutsal yerlerden kabul edilen Kıyame Kilisesi’nde Patriğin yaptığı ibadet davetini (ilerde İslamlaştırılabileceği endişesiyle) kabul etmemesi Kudüs’ün statüsünü korumaya yönelik bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Yine Osmanlı Ecdadımız bu hassasiyeti sürdürmüş; bu kilisenin anahtarları asırlar boyunca Hıristiyan mezhebi ve görüşüne mensup kişilerde değil onların da onayıyla Müslüman bir ailenin elinde bulunmuştur. Yine ecdadımız, Kudüs yerleşim planını tasarlarken bile dikkatli davranmış herkesin kutsal gördüğü yerde kendi mahallesini inşa etmesine müsaade etmiştir; Yahudi mahallesi, Ağlama Duvarı civarındayken Latin ve Ermeni Mahalleleri Kamame Kilisesi civarında Müslüman Mahallesi ise Doğu Kudüs’te yani Mescid-i Aksa’nın bulunduğu siteyi kapsayacak şekildedir.
Yine günümüzde bile şehrin Yafa kapısında “La ilahe illallah İbrahim Halilullah (Allah’tan başka ilah yoktur İbrahim Allah’ın dostudur.)” yazan Osmanlı kitabesi bile şehrin Müslümanlar elindeki tüm ilahi din mensuplarını kuşatıcı, barışçı, koruyucu ve kollayıcı statüsünü gelip geçenlere haykırmaktadır. Bu kitabe aynı zamanda Aziz Milletimizin ufkunun genişliğini ve kucaklayıcı Osmanlı barışının en büyük delilini teşkil etmektedir. Zira Ecadımız, sahip olduğu politik ve askeri gücünü asla Siyonistler ve Evanjelikler gibi tektipleştirmek ve zulmetmek için değil mazlumları koruyup kollamak, hakkı izhar edip batılı izale etmek için kullanmıştır.